Öfke

Hafif hafif ürperdiğimiz, içimizden bir şeyin yukarı doğru tırmandığı, derin nefes almanın zorlaştığı, kanın beynimize hücum ettiği, kulaklarımızın uğuldadığı ve artık karşımızdakini duyamaz göremez olduğumuz anlar… Yumuşak mizaçlı olalım olmayalım hepimizin bir limiti var ki, ters giden işler, peşi sıra gelen hayalkırıklıkları, kronik yorgunluk, kendi hayalkırıklıklarımız ve stresin karşısında biz olmaktan çıkmanın eşiğine geliveriyoruz bir anda. Üstelik, bardağı taşıran o son damlanın; inanılmaz bir adaletsizlik, korkunç bir olay, af edilemez bir hata olması da gerekmiyor.

Öfke ne kötü ne iyi. Öfkelendiğimizde nasıl davrandığımız asıl önemli olan. Son dönemde yapılan araştırmalar öfkeyi, kötü sosyal olaylara tepki aracı olarak tanımladığı gibi; yaratıcılık, optimizm ve iş ve kişisel hayatta başarılı pazarlıkların kaynağı olarak da ölçümlüyor. Öfkelendiğimizde kendimize ve veya sevdiklerimize karşı yapılan haksızlığı veya tehditi önleyici veya sonlandırıcı tepki veriyoruz. Hatta kahramanlık derecesine varan yardımseverliklerin de ilk tohumunu oluşturuyor öfkelenmemiz.

‘İyi Öfke’, adaletsizliklere, savaşa, sevdiklerimizin zor durumda kalmasına karşı durmayı getirebildiği gibi ‘Kötü Öfke’, ‘Kaç ya da Savaş’ moduna girişle duygusal çöküntü veya kavga modunu da davet edebiliyor. İyi ve Kötü nesi diyorsak yapıcı veya yıkıcı diye nitelendiriyor Stanford Üniversitesinden Prof. Fred Luskin. Öfkemizi kötüyü durdurmak, bize patronluk taslayanı durdurmak, adaletsizliğe karşı savaşmaya kanalize etmek, duygunun yapıcı olarak yönlendirilmesi; ancak içimizde biriktirip, ya da agresifliğe döktüğümüz sonuç getirmeyen deneyimler ise de yıkıcı olarak nitelendiriliyor.

Buddha, öfkeye tutunmayı başkasına atmak için sıcak kömür tutmaya benzetiyor. Sonuçta yanan, acı çeken biz hal böyle olunca. Michigan Üniversitesi Toplum Sağlığı bölümünde Dr. Ernest Harburg’un uzun dönemli çalışmaları öfkeyi bastırmanın zararının kendimize olduğunu gösteriyor. Çalışmaların sonucu, öfkesini bastıranlarda bronşit ve kalp krizinin, öfkelendiğini çevresi ile paylaşanlara göre daha yaygın olduğu yönünde. Öfke Yönetim Uzmanı Ronald Potter-Efron, ‘Healing the Angry Brain’ (Kızgın Beyni İyileştirme) adlı 2012 basım kitabında öfkemizi dışa vurmanın yaygın söylemlerin aksine bizi daha agresif, öfkeye daha yatkın hale getirdiğini paylaşıyor.

Pozitif ve Negatif tüm duyguların yaşam deneyimimizde yeri büyük olduğuna göre, en önemlisi duygularımızı henüz vücudumuzda tırmanırken farketmek. Nasıl tepki vereceğimizde, farkındalık gece ile gündüz kadar büyük bir fark yaratacak. O andan o duygu yoğunluğundan alınacak küçük bir ara, birkaç derin nefes, karşımızdaki için gösterebileceğimiz en küçük empati, tüm bu tırmanışı tetikleyen uyarana yönelik bir affetme bizi tekrar sağ salim düşünebilir noktasına götürecek. Sonradan kendi kendimizi yememek, pişman olmamak ve hakettiğinden büyük tepkiler vermemek için denemeye değer ne dersiniz? Malum keskin sirke…

PAYLAŞ :